7) Doğayla Pazarlık
Futbolun, surlara, suya ve yamaca sığmaya çalıştığı yerler
Bu yazıda Remarkable Football Grounds kitabından faydalanılmıştır.
Bazı stadyumlar doğaya karşı yapılmaz.
Onunla masaya oturulur. Bir taraf biraz geri çekilir, öbürü biraz eğilir. Tribün bir adım geri gider, saha bir metre daralır. Ne doğa tamamen geri çekilir ne mimari üstün gelir; ama oyun yine de bir yol bulur.
Bu yazıdaki dört stadyum, futbolun “en uygun yerde” değil, en mümkün olan yerde oynandığını hatırlatanlar. Surların arasında, lagünün kıyısında, uçurumun dibinde ya da bir vadinin yamacında… Hepsinde ortak bir fikir var: “Başka yer yoktu.”
Igralište Batarija: Kale Duvarlarının Arasında Futbol (Hırvatistan)
Trogir şehrinde maça gitmek, tribüne yürümekten çok bir tarih koridorundan geçmek gibi, bir nevi mini Venedik. Bir yanda Kamerlengo Kalesi’nin kalın taşları, diğer yanda Adriyatik’e açılan surlar… İgralište Batarija, kelimenin tam anlamıyla iki UNESCO anıtının arasına sıkışmış bir futbol sahası. Dünyada bu ölçekte başka bir örneği var mı, emin değilim; ama burada maç izlerken açık hava müzesinde gibi hissediyorsundur.
Saha, Trogir’in Orta Çağ’dan kalma savunma hattının tam ortasında duruyor. Burası bir zamanlar kenti korsanlardan ve Osmanlı donanmasından koruyan bir boşluktu; bugün ise yeryüzünün en egzotik stadyumlarından birine ev sahipliği yapan ufak bir yerleşke. Futbolun “geçici” doğasıyla taşın “kalıcı” ağırlığı yan yana duruyor. Duvarlar yüzyıllardır aynı yerde duruyor; saha ise her maçtan sonra yeniden toparlanıyor, çizgiler silinip bir sonraki haftaya bırakılıyor.
Batarija’nın ev sahibi HNK Trogir, büyük futbol anlatılarının dışında kalmış bir kulüp. Bir dönem Hırvatistan İkinci Ligi’ne kadar yükselmiş, sonra ekonomik nedenlerle dağılmış, ardından daha mütevazı bir ölçekte yeniden doğmuş. Bu sahaya yakışan da bu; gösterişsiz ama varlığını sürdüren bir futbol. Burada kimse futbolun dünyayı değiştireceğini iddia etmiyor sadece oynanması gerektiğini biliyor.
2019’da sentetik zemine geçilmesi ve projektörlerin eklenmesi, sahanın popülerliğini daha da artırmış. Çünkü Batarija sadece bir maç mekânı değil; fotoğrafçılar, gezginler ve “dünyanın en tuhaf sahaları” listesi kovalayanlar (‘groundhoopers’ diye önceki yazılarda da bahsetmiştim) için de bir durak. Çimlerin fazla dayanamayacağı kadar güzel bir çevresi var buranın; zaten bir süre sonra mesele zemin değil, manzaranın kendisi oluyor.
Bir kale arkasında Kamerlengo (üstteki fotoğrafta görünen kale) yükselirken diğer tarafta Aziz Yuhanna’nın heykeli maçı izliyor. Futbol burada merkezde değil, ama dışlanmış da değil. Tarihin tam ortasında, biraz izinle, biraz hoşgörüyle oynanıyor. İgralište Batarija’nın asıl tuhaflığı da bu: Futbol, burada misafir gibi davranmak zorunda. Ve belki de bu yüzden, fazlasıyla yerini biliyor.




