8) Merkezden Uzakta Futbol
Futbolun merkeze değil, yaşanılan yere göre kurulduğu stadyumlar.
Futbol genelde merkeze doğru ve merkezde oynanır. Büyük şehirler, büyük statlar, büyük hikâyeler; hemen hepsi şehrin kalbindedirler. Oysa oyunun asıl ritmi çoğu zaman merkezden uzaklaştıkça değişir. Ulaşım zorlaşır, nüfus azalır, hava tahmin edilemez hâle gelir; futbol ise bu şartlara uyum sağlayarak yoluna devam eder. Bu yazıdaki stadyumlar, oyunun planlara değil coğrafyaya göre şekillendiği yerlerde duruyor.
Eriskay FC: Rüzgârın Açık Bıraktığı Bir Saha (İskoçya)
Eriskay, İskoçya’nın Dış Hebridler bölgesinde, haritaya bakmadan bulunması zor küçük bir ada. Nüfus üç haneli sayılarla ifade ediliyor ve adanın tamamı birkaç kilometrelik bir alan kaplıyor. Futbol sahası da bu ölçekte bir hayatın içine yerleşmiş durumda: çevresi çitle çevrili, tribünsüz, rüzgâra açık.
Sahanın zemini yılın büyük bölümünde futbola elverişli sayılmaz. Kış aylarında kar ve su birikintileri, yazın ise yumuşak ve dengesiz bir yüzey oyuncuları ve futbolun kendisini etkiler. Düz bir saha fikri burada yalnızca teoride kalır; bi korner bayrağı diğerinden daha yüksektedir mesela (üstteki fotoğrafta da seçilebildiği gibi). Topun sekmesi, pasın hızı, hatta aut çizgisine giden bir topun akıbeti her zaman tahmin edilebilir değildir, yukarıda da yazdığım gibi ‘yazlıktaki patates tarlası’ sahaya benzer..
Eriskay FC için asıl zorluk ise maç günü kadro kurabilmektir. Adanın nüfusu sınırlıdır; sakatlık ya da şehir dışına taşınma doğrudan takımın varlığını etkiler (şaka yok, Erasmus’a giden bir öğrenci sıkıntı yaratabilir). Yedek kulübesi çoğu zaman semboliktir. Buna rağmen futbol devam eder. Oyunun ciddiyeti, oynandığı yerin küçüklüğüyle ters orantılı değildir.
Bu saha, futbolun her zaman düzenli bir zemine ya da ideal şartlara ihtiyaç duymadığını hatırlatır. Oyun, doğanın ‘eyvallah’ı kadar oynanır, kalanı ise oyuncuların sabrına ve alışkanlığına bırakılır.
EB/Streymur Stadions (Eiði): Rüzgârla Bölünen Bir Saha (Faroe Adaları)
Eiði, Faroe Adaları’nın kuzeyinde, denizle dağların arasına yerleşmiş küçük bir köy. Ada ülkesinin kendi içinde bile kenarda köşede kalan bu yerleşimde futbol sahası, köyün hemen dışında, açık bir düzlükte duruyor. Etrafında koruyucu bir yapı yok; sahanın sınırları kadar ufku da bir hayli açık.
Burada hava koşulları sadece yan değil ana faktördür. Rüzgâr sert estiğinde oyunun yönü değişir, ayağa oynamak gerekir ve uzun paslar anlamsızlaşır. Sis çöktüğünde görüş daralır, yağmur yağdığında bizdeki yeni stadyumlar gibi alttan yağmur suyu öyle akıp gitmez, 90’ların çamurlu zeminlerine dönüverir zemin. Maç takvimi bile bu şartlara göre şekillenir; futbol, doğanın izin verdiği zamanlarda oynanır.
Kulüp, iki küçük yerleşimin birleşmesiyle kurulmuş. Taraftar sayısı sınırlı, çevrede maç gününü bastıracak başka bir hareketlilik yok. Hal böyle olunca da maç saatinde saha etrafı doluyor. Tribünler sade, seyirci oyuna yakın ve futbol burada bir gösteri değil, haftanın alışıldık düzenlerinden biri.
Eiði’de futbol, başka yerlerde olduğu gibi çok rekabetçi değildir. Ne büyük bir sahne vardır ne de dışarıya oynayan bir anlatı, oyuncuların ‘büyük sahne’ye transfer olmak gibi bir derdi ya da beklentisi pek yoktur. Maç saati geldiğinde insanlar gelir, rüzgâr eser, oyuncuların sesleri yankılanır. Oyun bazen bölünür, bazen aksar ama yine de bir şekilde devam eder…
Hásteinsvöllur Stadium: Lavların Arasında Futbol (İzlanda)
Hásteinsvöllur, İzlanda’nın en güneyinde, Vestmannaeyjar (Westman Adaları) takımadasındaki Heimaey adasında yer alıyor. Başkent Reykjavik’ten yaklaşık 150km uzakta bu adanın da adası olan yerleşkede tabii ki bizleri şaşırtmayacak bir şekilde futbol sahası inşa edilmiş. Ana karadan feribotla ya da küçük uçaklarla ulaşılan bu ada, sert hava koşulları ve volkanik geçmişiyle biliniyor. Futbol sahası da bu geçmişten bağımsız değil; çevresi siyah lav kayalarıyla çevrili, rüzgâra ve denize açık bir noktada duruyor.
1973 yılında Eldfell Yanardağı’nın patlamasıyla ada neredeyse tamamen boşaltılmış. Lavlar yerleşim alanlarına kadar ilerlemiş, hayat uzun süre durmuş. Bugün sahaya bakıldığında bu felaketin izleri hâlâ seçilebiliyor. Tribünlerin arkasında yükselen koyu renkli kayalar, buranın sıradan bir spor alanı olmadığını hatırlatıyor.
Hásteinsvöllur’da futbol, kısa bir sezonun içine sıkışır, tıpkı Faroe Adaları ve benzer iklimlerde olduğu gibi. Kış aylarında saha çoğu zaman oyuna kapalı kalmakla birlikte, yaz aylarında hava bir anda değişebilir; güneşli başlayan bir gün sisle ya da sert rüzgârla devam edebilir bu kara parçasında. Değişken koşullar, oyunun temposunu ve hatta sahada harcanan eforun miktarını dahi doğrudan etkiler.
Adanın nüfusu sınırlıdır ve herkes birbirini tanır, ufak bir kasaba gibi. Maç günü saha, sadece bir spor alanı değil, buluşma noktası hâline gelir. Sahayı (stadyumdan ziyade saha demek daha doğru olabilir) kullanan İBV spor kulübünün ise büyük hedefler, geniş kadrolar ya da uzun vadeli projeleri yok. Yine de Hásteinsvöllur’da futbol, adada yaşamın devam ettiğini gösteren küçük ama net bir işaret.
Ottmar Hitzfeld Stadium: Rakımda Kurulan Alışkanlık (İsviçre)
İsviçre Alpleri’nde, Gspon köyünde oynanan futbolun adresi Ottmar Hitzfeld Stadyumu. Köyün nüfusu birkaç yüz kişiyle sınırlı. Buraya ulaşmak için önce vadiye ulaşmak, ardından da teleferiğe binmek gerekiyor. Ottmar Hitzfeld stadyumunda oynayan takım ise FC Gspon, İsviçre futbol piramidinin en alt basamaklarında yer alıyor. Büyük hedefler ya da kalabalık kadrolar yok; futbol, köy hayatının düzenli ama küçük bir parçası.
Saha yaklaşık iki bin metre rakımda yer alıyor, benzer hatta daha yüksek rakımda bulunan Bolivya’daki La Paz hemen ilk aklıma gelen stadyum oldu. Hava ince, nefes kısa sürede daralıyor. Maçlar genellikle öğleden sonra oynanıyor; akşam saatlerine kalmak zorunda olanlar için iniş yolu başlı başına bir eziyet. Tribün yok denecek kadar az, seyirciler ise sahayı çevreleyen çizgi boyunca ayakta duruyor, bazen oyundan çok manzaraya bakılıyor.
Burada futbolun temposu alışıldık ölçülerle değerlendirilmiyor. Rakım oyunu yavaşlatıyor, oyuncular sık sık durup nefesleniyor. Topun hızı, pasın mesafesi ve maçın ritmi normal rakımlı sahalardan farklı ilerliyor. Bu kabul baştan yapılmış durumda, yoksa doğayla inat edilirse karlı çıkılmaz. Futbol da haliyle oynanmak istenen her yerde ve her coğrafyada bir şekilde yolunu buluyor.
Ottmar Hitzfeld’in adını taşıyan bu saha, İsviçre futbolunun vitrini sayılmaz. Buna rağmen futbolun neden hâlâ köylerde oynandığını açık biçimde gösteriyor. Merkezden uzakta dağın tepesinde olmak burada bir eksiklik değil; oyunun nasıl oynanacağını baştan belirleyen bir gerçeklik.
Burada Kalalım
Bu sahalarda futbol, merkezin kurallarına göre değil, bulunduğu yerin şartlarına göre oynanıyor. Kimse bunu düzeltmeye çalışmıyor, kimse başka bir yere benzetmiyor. Ada, köy, yamaç ya da rakım; hangisi varsa oyun onunla birlikte akar. Belki de bu yüzden buralarda futbol izlemekten çok, futbolun hâlâ neden oynandığını görmek mümkün oluyor.








